ŞEMUN HOCA • BİLGİ REHBERİ

Şanssızlık Algısı ve Dikkat Yanlılığı

• Yaşanan Durumlar
Sakin lacivert suda gri iskelenin yanında krem kayık, içinde iki altın kürek ve ufukta suya yansıyan yumuşak ışık.
KISACA BU YAZIDA

Şanssızlık algısını besleyen dört dikkat yanılgısını örneklerle anlatıyor, kendi algınızı sınamanız için üç sütunlu bir haftalık gözlem düzeni öneriyoruz.

Şanssızlık algısı, kötü olayların gerçekte olduğundan daha sık ve daha belirgin görülmesine yol açan bir dikkat eğilimidir; yaşanan zorlukları inkâr etmez, yalnızca hangisinin hatırlandığını ve hangisinin silindiğini etkiler. Zihnin bazı alışkanlıkları olumsuz olayı büyütür, olumlu olayı küçültür. Bu yazıyı bir çalışma sayfası gibi kurduk: önce dört yanılgıyı tanıyor, ardından bir haftalık sade bir gözlem düzeniyle kendi algınızı sınayacak adımlar öneriyoruz.

Konunun hassas bir yanı da şudur: şanssızlık algısı yoksulluk, hastalık ya da yalnızlık gibi gerçek ve sürekli zorluklar yaşayan insanlarda daha da kuvvetli hâle gelir. Bu kişiler için “algı yanlılığı” deyip geçmek haksızlık olur. Onlar için önce destek, kaynak ve somut yardım gerekir; algıyı sınamak bunun yanına eklenen bir araçtır, yerine geçen bir şey değildir.

Önce çerçeve: bu bir inkâr değil

“Şanssızlık algısı” demek, yaşadıklarınızın gerçek olmadığını söylemek değildir. İşten çıkarılmak, hastalanmak, kaybetmek gerçek olaylardır ve sonuçları gerçektir. Algı yanlılığı, yaşananların seçilmesi, bir araya getirilmesi ve yorumlanması aşamasında devreye girer.

Bu nedenle çalışmanın amacı “şanslısınız, boşuna üzülüyorsunuz” demek değildir. Amaç, olayları daha adil bir tartıyla görmek ve kararlarınızı korku yerine bilgiye dayandırmaktır. Zira “şanssızım” inancı, kişiyi risk almaktan, başvuru yapmaktan ya da yeni bir ilişkiye adım atmaktan alıkoyabilir.

Burada kullanacağımız örnekler bilinçli olarak sıradan seçildi. Büyük felaketler yerine kuyrukta beklemek, kaçırılan otobüs ya da bozulan ev aleti gibi günlük aksiliklerden söz ediyoruz; çünkü şanssızlık inancı çoğunlukla bu küçük aksiliklerin birikmesiyle beslenir. Büyük kayıplar ise ayrı bir ele alışı gerektirir ve onlarda yas süreci devreye girer.

Nasipsizlik — Şemun Hoca bilgi rehberi başlıklı görseli
Nasipsizlik hissi ve yaşam koşulları üzerine sakin bir bakış.

Dört yanılgı, dört gündelik örnek

Birinci yanılgı, seçici dikkattir. Yeni bir araba aldığınızda aynı modeli yolda daha sık görmeye başlarsınız; sayı artmamıştır, dikkatiniz o modele ayarlanmıştır. Şanssızlık inancındaki biri de olumsuz olayları daha kolay fark eder: kırmızı ışıkta beklemeyi, kuyruğun yavaş ilerlemesini, yağan yağmuru.

İkinci yanılgı, doğrulama yanlılığıdır. “Bende hep ters gider” diye düşünen kişi, düşüncesini destekleyen olayları saklar, desteklemeyenleri “zaten böyle olacaktı” ya da “tesadüf” diyerek unutur. Zihin, kendi görüşünü onaylayan kanıtlara yönelir; çünkü bu, daha az çabayla daha çok rahatlık sağlar.

“Hep bana oluyor” cümlesini bir hafta boyunca yazıya dökün; cümlenin sayıyla hesabı çoğu zaman şaşırtır.

— Şemun Hoca

Üçüncü yanılgı, olumsuzluğun daha güçlü iz bırakmasıdır. Bir günün altı iyi, bir kötü olayından çoğunlukla kötüsü anlatılır. Kötü olay duygusal olarak daha yüklü olduğu için hafızada daha belirgin durur; iyi olaylar ise bir “normal akış” olarak geçip gider.

Dördüncü yanılgı, geriye dönük anlamlandırmadır. Bir olay olduğunda “zaten hissetmiştim”, “bunu bekliyordum” demek kolaydır; ama hissetmediğiniz yüzlerce durumda bir şey olmamıştır ve bunları saymayız. Bu yanılgı, kötü sonucu önceden bilinmiş gibi gösterip “bende bir uğursuzluk var” hissini güçlendirir.

Beşinci bir yanılgıyı da kısaca anmak gerekir: dengeleme beklentisi. “Bu kadar kötü olaydan sonra artık iyi bir şey olmalı” ya da tam tersine “iyi giden bir şey varsa yakında bozulur” düşüncesi, olayların birbirinden bağımsız olduğunu gözden kaçırır. Para atışında art arda beş yazı gelmesi, altıncı atışın tura gelme olasılığını değiştirmez; hayat da çoğu zaman böyle işler.

Bu yanılgı bazen ters yönde de çalışır: iyi bir haber alan kişi, “şimdi bir kötülük gelecek” diye ürperir ve iyi haberi yaşayamaz. Bu bekleme hâli, kişiyi sürekli tetikte tutar ve hem uykuyu hem ilişkileri etkiler. Olayları bir hesap defteri gibi görmeyi bırakmak, bu yükü hafifletir.

Her görüşmede son söz sizindir; bitirmek isterseniz izleyebileceğiniz kısa yol görüşmeyi bitirmenin kısa yolunu anlattığımız yazıda yer alıyor.

Büyü düşüncesiyle kesiştiği yer

Algı yanlılığı, “nasipsizlik büyüsü” gibi aramaların zeminini hazırlayabilir. Zira art arda gelen olumsuzluklar bir örüntü gibi görününce, örüntüyü yaratan bir fail aranır. Geleneksel anlatımlarda böyle bir uğursuzluk büyü ya da nazarla açıklanır; ancak bu açıklamanın doğrulanabilir bir yöntemi yoktur.

Ayrıca “şanssızım” inancı, vaatler karşısında savunmayı düşürür. Çaresizlik arttıkça “seni bu uğursuzluktan kurtarırım” diyen teklifler daha çekici gelir. Bu teklifler çoğunlukla ön ödeme, fotoğraf ya da kişisel eşya ister; hiçbirinin sonucu ölçülemez. Genel çerçeve için büyü gerçek mi yazısına bakabilirsiniz.

Algıyı sınamak, yaşadığınız zorluğu küçümsemek değil, ona adil bir ölçü bulmaktır.

— Şemun Hoca

Şanssızlık algısının nasıl büyüdüğünü görmenin yollarından biri, kendi hikâyenizi başka birinin ağzından dinlemektir. Yakın bir arkadaşınıza son bir ayı anlatın ve ondan, anlattıklarınızı “iyi, kötü, nötr” diye sınıflandırmasını isteyin. Çoğu zaman arkadaşınız, sizin kötü saydığınız bazı olayları nötr, bazı olayları da iyi diye işaretler.

Bir haftalık gözlem: üç sütun

Bir defter ya da telefon notu açın ve her akşam üç sütunlu kısa bir kayıt tutun. Birinci sütun: bugün olan hoş olayları yazın, ne kadar küçük olursa olsun. İkinci sütun: bugün olan olumsuz olayları yazın. Üçüncü sütun: olumsuzların hangisinin bana bağlı, hangisinin tesadüf ya da dış etken olduğunu işaretleyin.

Yedinci günde sayfalara bakın. Çoğu insan, olumlu sütunun beklediğinden dolu olduğunu görür; çünkü zihin “normal” olanı kaydetmez. Olumsuz sütun doluysa bu da bilgidir: belki gerçekten zor bir hafta geçirdiniz. Kayıt, ne olursa olsun, şanssızlık duygusunu gerçek verilere indirir.

Bu yöntemin ilk günlerde yapay hissettirmesi normaldir. Birkaç günden sonra, olayları anlatmak yerine yazmak, duygudan bir adım uzaklaştırır. Defteri bir tanıkla paylaşmak da isterseniz mümkündür, ama zorunlu değildir.

Gözlem sırasında dikkat edilecek bir tuzak, kaydı bir kanıt toplama aracına çevirmektir. “Bakın yine kötü oldu” diye yazıyorsanız, sayfa bir savunma dilekçesine dönüyor demektir. Defteri bir yargılama değil, bir ölçüm aracı olarak görmek için notlarda sıfat kullanmamaya, yalnızca olayı ve tarihi yazmaya çalışın.

Bir haftalık gözlem: iki soru

Her olumsuz olay için iki soru sorun. Birincisi: “Bu olay benim dışımda herkesin başına da gelebilir miydi?” Cevap sıklıkla evettir; trafik, hava durumu, hasta bir iş arkadaşı herkesi etkiler. İkincisi: “Bunu yaşasam bile bir sonraki adım ne olurdu?” Bu soru olayı bir sonuca değil, bir eyleme bağlar.

Soruları yazıya dökmek, anlık duygusal tepkiyi yavaşlatır. Ağır bir hafta geçirdiyseniz, soruları ertesi güne bırakabilirsiniz. Önemli olan, soruların bir yargı değil, bir çözümleme aracı olmasıdır.

Bu gözlemin bir diğer yararı, kararlarınıza dairdir. “Bende hep ters gider” inancı, başvurmaktan, aramaktan ve denemekten kaçınmaya yol açar. Bir hafta sonunda olayların büyük kısmının bağımsız olduğunu gördüğünüzde, küçük bir deneme yapmak (bir ilana başvurmak, eski bir arkadaşı aramak) daha kolay hâle gelir. Böylece algı değişimi eylem değişimine bağlanır.

Gözlemin sonunda bir de küçük bir “dengeleme cümlesi” yazabilirsiniz: “Bu hafta üç şey zor geçti, iki şey iyiydi, bir şey nötrdü.” Bu cümle, mutluluğa zorlamaz; yalnızca tabloyu eksiksiz bırakır. Düzenli yazdıkça, tablonun kendiliğinden değişmediğini ama sizin ona bakışınızın yumuşadığını fark edebilirsiniz.

Gözlem sonuçlarını nasıl okumalı?

Üç sütun ve iki soru size birkaç şey söyleyebilir. Birincisi, olumsuzlukların büyük kısmı tesadüf ve dış etkenlerden oluşuyorsa, “şanssızlık” bir kişisel özellik değil, dış koşulların toplamıdır. İkincisi, belirli bir örüntü (aynı kişiyle, aynı yerde, aynı saatte) varsa, o örüntü üzerinde somut bir değişiklik yapılabilir.

Ama yine de sonuçlar sizi rahatlatmıyorsa ve kaygı sürüyorsa, bu algı yanlılığından ziyade ruhsal bir yükün işareti olabilir. Süren umutsuzluk, uykusuzluk, iştah kaybı ya da panik belirtilerinde bir hekime ya da ruh sağlığı uzmanına başvurun. Acil bir durumda 112, yalnızlıkta 183 aranabilir.

Nasipsizlik hissinin inanç ve kader boyutunu kader mi, koşullar mı yazısında ayrıca ele aldık; şans için uygulanan geleneklerin neyi anlattığına ise şans gelenekleri yazısından bakabilirsiniz.

Son olarak şunu da not edelim: Çevrenizin söyledikleri de algınızı etkiler. “Sana nazar değmiş”, “sende bir şey var” gibi cümleler, iyi niyetle söylense bile, şanssızlık inancını pekiştirir. Böyle bir cümle duyduğunuzda “düşünüyorum” demek ve cümleyi hemen içselleştirmemek yeterlidir; kimseyi ikna etmek ya da kırmak zorunda değilsiniz.

Gözlem düzenini bırakmanız gereken bir an da vardır: yazmak sizi rahatlatmak yerine kaygılandırıyorsa, her akşam olumsuz olayları saymak bir takıntıya dönüşüyorsa, durmak ve bir uzmanla konuşmak daha doğrudur. Araç, size hizmet ettiği sürece anlamlıdır.

Başvurmadan önce bilmeniz gerekenler

  • Süren umutsuzluk, uykusuzluk ya da bedensel yakınmalar varsa önce hekime veya ruh sağlığı uzmanına başvurun; acil durumda 112’yi arayın.
  • Şanssızlığın bir büyüden ya da uğursuzluktan kaynaklandığını gösteren bilimsel bir yöntem yoktur; böyle bir iddia karşısında acele karar vermeyin.
  • Ön ödeme, fotoğraf ya da kişisel eşya isteyen kişilerden uzak durun.
  • Gözlem defterini ister tek başınıza ister güvendiğiniz biriyle tutabilirsiniz; karar size aittir.
  • Sağlıkla ilgili bir yakınmanız varsa önce bir doktora ya da hekime başvurun; acil durumda 112’yi arayın.

Yaşadığınız olumsuzlukları dinlenmek istiyorsanız Şemun Hoca’ya telefon ya da WhatsApp üzerinden anlatabilirsiniz; ulaşım yolları iletişim sayfasında. Görüşmenin kapsamı ve ücreti başta konuşulur, ön ödeme, fotoğraf ve eşya istenmez. Hizmetlerin genel çerçevesi için büyü tespiti sayfasına bakabilirsiniz.

Sık Sorulan Sorular

Şanssızlık algısı nedir?

Şanssızlık algısı, kötü olayların daha sık ve belirgin hatırlanmasına yol açan dikkat ve hafıza eğilimleridir. Yaşanan zorlukları yok saymaz; yalnızca hangisinin hatırlandığını etkiler.

Hep kötü şeyler başıma geliyor, bunun sebebi ne olabilir?

Seçici dikkat, doğrulama yanlılığı ve olumsuzun daha güçlü iz bırakması bunda rol oynayabilir. Gerçekten art arda zorluk yaşıyorsanız, bunun somut nedenlerini bir yakınınızla veya uzmanla birlikte düşünmek yararlıdır.

Şanssızlık gerçekten büyüyle mi olur?

Bunu doğrulayacak bilimsel bir yöntem yoktur; art arda yaşanan olaylar çoğu zaman tesadüf, dikkat ve koşulların toplamıyla açıklanabilir. Büyü iddiasıyla ödeme isteyenlere karşı temkinli olun.

Şanssızlık algısını nasıl azaltırım?

Üç sütunlu bir günlük tutmak, olayları tesadüf ya da dış etken olarak ayırmak ve her olumsuz olayın ardından bir sonraki küçük adımı belirlemek yardımcı olabilir.

Şanssızlık hissi ne zaman uzman desteği gerektirir?

Süren umutsuzluk, uykusuzluk, iştah kaybı ya da zevk alamama varsa bir hekime ya da ruh sağlığı uzmanına başvurun. Acil riskte 112, yalnızlıkta 183 aranabilir.

Şehrinize Göre

Uzaktan danışmanlık Türkiye genelinde yapılır; bulunduğunuz ile ait bilgi sayfasına bakabilirsiniz.

Şemun Hoca ile görüşün
Ara